gece, şehrin üzerine ağır bir mürekkep gibi dökülürken sokaklar yavaş yavaş kendi sessizliğine çekiliyordu. ay, bulutların ardında yarım kalmış bir cümle gibi asılı duruyor; rüzgâr, kurumuş yaprakları kaldırıp bilinmeyen bir yere savuruyordu. kaldırım taşlarında biriken yağmur, gökyüzünün kırılmış aynası gibiydi. ben ise bütün bu sessizliğin ortasında, geçmişin paslı kapılarını aralayan bir hatıranın peşinden yürüyordum. bazı anılar vardır; insan onları unutmaz, yalnızca kalbinin en karanlık odasına bırakır. sonra bir gece, hiç beklemediği bir anda, tek bir koku, uzaklardan gelen bir ses ya da titreyen bir ışık o kapıyı yeniden açar. işte o zaman anlarsın: zaman, bazı şeyleri iyileştirmez; yalnızca acının üzerini ince bir toz tabakasıyla örter.