vazife

herkes gitse bile dünyamın sonuna kadar ben buradayım, buradasın. bilirsin ki herkes gitmeleriyle meşhurdur, bak işte yeniden baş başayız. ben yeniden yazıyorum; yorgunluklarımı yazıyorum, yarınsızlığı yazıyorum, kaybolan çılgın neşemizi, geç gelen farkındalığın acısını, pişmanlıklarımı yazıyorum; elimden başka da bir iş gelmez bunu en iyi sen biliyorsun. orada kimse olmasa bile, orada olmasan bile kelimelerimle sana el uzatıyorum ve biliyorum, bazen bir şeyleri mahvetmenin en kestirme yolu tüm gücünle o şeye sarılmaktır. 

vazife

ismine sarılıyorum. 
• Reply

vazife

herkes gitse bile dünyamın sonuna kadar ben buradayım, buradasın. bilirsin ki herkes gitmeleriyle meşhurdur, bak işte yeniden baş başayız. ben yeniden yazıyorum; yorgunluklarımı yazıyorum, yarınsızlığı yazıyorum, kaybolan çılgın neşemizi, geç gelen farkındalığın acısını, pişmanlıklarımı yazıyorum; elimden başka da bir iş gelmez bunu en iyi sen biliyorsun. orada kimse olmasa bile, orada olmasan bile kelimelerimle sana el uzatıyorum ve biliyorum, bazen bir şeyleri mahvetmenin en kestirme yolu tüm gücünle o şeye sarılmaktır. 

vazife

ismine sarılıyorum. 
• Reply

vazife

gece, şehrin üzerine ağır bir mürekkep gibi dökülürken sokaklar yavaş yavaş kendi sessizliğine çekiliyordu. ay, bulutların ardında yarım kalmış bir cümle gibi asılı duruyor; rüzgâr, kurumuş yaprakları kaldırıp bilinmeyen bir yere savuruyordu. kaldırım taşlarında biriken yağmur, gökyüzünün kırılmış aynası gibiydi. ben ise bütün bu sessizliğin ortasında, geçmişin paslı kapılarını aralayan bir hatıranın peşinden yürüyordum. bazı anılar vardır; insan onları unutmaz, yalnızca kalbinin en karanlık odasına bırakır. sonra bir gece, hiç beklemediği bir anda, tek bir koku, uzaklardan gelen bir ses ya da titreyen bir ışık o kapıyı yeniden açar. işte o zaman anlarsın: zaman, bazı şeyleri iyileştirmez; yalnızca acının üzerini ince bir toz tabakasıyla örter.

vazife

ve insan, en çok da unuttuğunu sandığı şeylerin gölgesinde büyür.
• Reply

vazife

içimde, adını koyamadığım ağır bir sessizlik büyüyor; ne tam anlamıyla acı diyebiliyorum buna ne de huzur. günler birbirinin içine karışırken zaman ilerliyor, fakat ben sanki aynı yerde, kendi içimin karanlığında bekliyorum. eskiden anlam taşıyan şeyler şimdi uzaktan görünen, dokunamadığım anılar gibi geliyor. konuşmak yoruyor, susmak ise daha da derin bir boşluğa çekiyor beni. geceleri düşüncelerim çoğalıyor, sabahları ise hiçbirinin cevabı olmadan uyanıyorum. yine de hayat dışarıda kendi düzeniyle akmaya devam ediyor; insanlar gülüyor, sokaklar kalabalıklaşıyor, gökyüzü kararıyor. ben ise bütün bu hareketin içinde, kendime bile ulaşamadan sessizce eksiliyorum.

vazife

bazı akşamlar, içimdeki boşluk odanın sessizliğinden bile daha ağır geliyor. saatler ilerledikçe dünya yavaşlıyor sanıyorum, ama zaman durmuyor; yalnızca ben ona yetişemiyorum. pencereden dışarı baktığımda hayatın hâlâ devam ettiğini görüyorum, fakat hiçbir şey bana eskisi kadar yakın hissettirmiyor. düşüncelerim birbirine karışıyor, geçmişin küçük anları hiç beklemediğim zamanlarda karşıma çıkıyor ve geleceği düşündüğümde önümde belirgin bir yol göremiyorum. ne tamamen vazgeçmiş hissediyorum kendimi ne de yeniden başlayacak gücü bulabiliyorum. sanki uzun zamandır taşıdığım bir ağırlık var omuzlarımda ve nereye gitsem benimle birlikte geliyor; görünmüyor, ama her adımda kendini hatırlatıyor. ben de her gün biraz daha sessizleşerek, içimde olup bitenleri kimseye anlatmadan yaşamaya devam ediyorum.
• Reply

vazife

zaman, kimsenin durduramadığı sessiz bir hırsızdır. fark ettirmeden çocukluğumuzu, eski dostluklarımızı ve bir zamanlar çok önemli sandığımız şeyleri alıp götürür. ama geriye tuhaf bir şey bırakır: hatıralar. belki de hayatın en büyük sırrı budur; zaman her şeyi değiştirse de bazı anlar insanın içinde sonsuza kadar yaşamaya devam eder. bu yüzden bazen saatin tik taklarını değil, yaşadığımız anın kalp atışlarını dinlemek gerekir.

vazife

çünkü insan, çoğu zaman elindekinin değerini onu kaybetmeye başladığında anlar. dünün sessizce uzaklaştığını fark ettiğimizde, aslında bugün dediğimiz şeyin de yarının hatırası olduğunu görürüz. belki de bu yüzden hayat, büyük anlardan çok küçük ayrıntılarda saklıdır; bir annenin sesi, eski bir şarkı, yağmurdan sonra gelen toprak kokusu ya da hiç beklemediğin bir anda yüzünde oluşan bir gülümseme... zaman bunların hepsini alıp geçmişe götürür, fakat kalbimizde bıraktığı izleri silemez. belki de yaşamak, zamanı durdurmaya çalışmak değil, geçip gitmeden önce güzelliğini fark edebilmektir.
• Reply

vazife

gelecekten beklediği nelerse onları kafada keyfince şekillendirip sonra onlara uymayan durumlarla karşılaşınca hayalleri yıkılan kimselerden değilim. güvendiğim dağlara kar yağmış falan da değil. derinden bir düş kırıklığı benimkisi. geçen her gecenin leyletü’l-kadr, karşılaştığım her kişinin hızır olmadığını anladığım zaman kırılıyorum. böylece kırılan bir düş haline dönüştüğümü görüyorum. evet, bizzat kendim bir düş kırıklığıyım, kırık bir rüyayım ben. ve hepimiz öyleyiz.

vazife

00'00

vazife

hayır. insan birçok kez ölür, nefesi kesilene dek yaşamaya devam eder. ben yalnızdım. kimse yoktu. karanlıktı. çığlık attım duymadılar ama ölmedim. insan bir kez ölmez, bir kere gömülür. bunu öldüğümde anladım.
• Reply

vazife

insan bir kere ölür.
• Reply

vazife

∞.

vazife

kafamın ta en derinlerinden bağıran bir ses, zihnimi işgal eden birkaç anı, küllüğümde yer bırakmayacak kadar acıtan çaresizlik... ötesini sorarsan ötesi toprak, ötesi günah.
• Reply

vazife

nefesimin kesildiği, sigarayla ciğerimi ısıttığım vakitlerden yazıyorum. hep yazmak istediğim anlarda yazamadım, konuşmam gereken zamanlarda konuşamadım. her şeye ve herkese geç kaldım, yaşama olduğu gibi. gitmek istediğim anlarda hep oturdum, kalkamadım; dizlerime derman bırakmadılar. ölmek istedim, kapılarımı kilitlediler, birkaç ilaca, sigaraya ve duvarlara hapsettiler. ağlayamadıklarımı, anlayamadıklarını duvarlara bıraktım. yolun sonunda, merdivenin son basamağındayım. bir adım daha atsam karanlıkta en dipteyim.
• Reply