Yarım kalmış bir tablonun en karanlık köşesinde saklıyorum kendimi.
Renkler soluyor, fırça izleri siliniyor ama o tuvalin ortasındaki imza, ait olmadığı bir zamana aitmiş gibi sessizce parlamaya devam ediyor.
Yarım kalmış bir tablonun en karanlık köşesinde saklıyorum kendimi.
Renkler soluyor, fırça izleri siliniyor ama o tuvalin ortasındaki imza, ait olmadığı bir zamana aitmiş gibi sessizce parlamaya devam ediyor.
Yoruluyor insan; kırılan yerlerini kendi eliyle sarmaya çalışmaktan, her sabah hiçbir şey olmamış gibi uyanmaktan ve en çok da her köşesi duvar kesilmiş bir çaresizliğin ortasında nefes almaya uğraşmaktan.
Gittiğin yerde mutlu ol diyorlar.
Sanki ben buradaki mutsuzluğu kendi ellerimle seçmişim gibi.
Neyse, rüyanızda bile göremeyeceğiniz insanları özleyerek uyanın bakalım.
İçimde kimsenin uğramadığı eski bir kütüphane var artık
Bütün sayfaları sararmış, tozlu ve sessiz
Sanki bir yazar beni tam ortasından yırtıp atmış gibi bu hayatın
Uzaklardan bakıyorum kendime, bir yabancının trajedisini izler gibi...
İnsan önce kendini inandırır, sonra başkasını kandırır.
Hem cennet hem cehennemi kendi içinde barındırır.
Güzeldi, lanetine göz yumacak kadar... Bir tablo gibi bütün aynalar.
Besleyip büyüttü bir canavar, ruhuna takılı prangalar.
Son zamanlarda kafam çok dağınık
İstiyorum savaşı ama yenildim artık
Acıya bağımlıyım, kurtulmak imkansız
Tanısaydın beni biraz, belki de şaşırırdın...
Görmüyorum önümü, karanlık her taraf
Sanki ruhum bedenime olmuş bir muhafız
Geçmişin yükü omuzlarımda ağır, adımlarım farksız
Gidiyorum ama nereye, yollar hep amaçsız...