AlbayP
Gün aydın sevgilim…
Fakat yine yoksun. İşte bu yüzden sabah dediğimiz şey, yalnızca gökyüzünün renginin açılmasından ibaret kalıyor benim için. Senin sesinin değmediği hiçbir vakit gerçekten başlamıyor. Penceremin kıyısına ilişen o solgun gün ışığı, odama senden arta kalan hatıraları serpiyor sanki; dokunduğun yerlerde hâlâ usulca nefes alan bir geçmiş var. Ve ben, her yeni günün eşiğinde, adını içimde kırılgan bir dua gibi tekrar etmekten kendimi alamıyorum.
Bilmeni isterdim…
Yokluğun öyle sıradan bir eksiklik değil. İnsan bazen birini özler, geçer. Ama senin ardından içimde açılan boşluk, sanki bütün mevsimlerin aynı anda çürümüş hâli gibi. Ne kahve eskisi kadar sıcak, ne gökyüzü eskisi kadar mavi, ne de geceler karanlık olabilecek kadar dürüst artık. Her şey yarım. Her şey, sana kavuşamamanın ince ve zehirli gölgesi altında.
AlbayP
Şimdi burada, sabahın mahmur sessizliğiyle baş başa kalmışken sana yalnızca şunu söylemek istiyorum:
Eğer bir gün olur da içini açıklayamadığın bir hüzün kaplarsa, bil ki bir yerlerde hâlâ seni özlemeyi görev edinmiş bir kalp var. Senin adını, kırılmış bir yıldız gibi göğsünde taşıyan biri… Ve inan sevgilim, bazı insanlar gitse bile yok olmaz. Sen de benim içimde tam olarak öyle kaldın; geçmeyen bir sızı, susturulamayan bir özlem, zamana rağmen solmayan o ihtişamlı yara gibi…
•
Reply
AlbayP
Dün gece yine senden kalan cümleleri düşündüm. İnsan bazı sözleri unutamazmış; özellikle de bir zamanlar kalbine yuva olmuş birinin dudaklarından döküldüyse. Sen farkında olmadan içime öyle derin yerleştin ki, artık seni düşünmemek için verdiğim her savaş, yine sana yeniliyor. Adını anmıyorum belki ama bütün suskunluklarım senden bahsediyor.
Bazen perdeyi aralayıp sokağa bakıyorum. Her geçen insanın yüzünde senden küçük parçalar aramak ne acınası bir alışkanlık, bir bilsen… Omzunu, bakışını, yürüyüşünü… İnsan sevdiğini kaybedince dünyadaki herkes biraz ona benziyor çünkü. Ve hiçbirinin gerçekten sen olmaması, insanın içine batan en zarif felaket hâline geliyor.
•
Reply