cryb3by03

insanlarin dini veya inandigi seyler kimseyi ilgilendirmez madem bu kadar eminsiniz allahin olduguna en dogru dinin islam oldugunu diger insanlarin inanclariyla ugrasmayi birakip kendi ibadetlerinizi yerine getirin kimse sizin kendi inancinizi kabul ettirme cabaniza katlanmak zorunda degil eger begenmiyosaniz da bu hesabi engellersiniz karsiniza da cikmaz 

Malivial

Kendi Dininizi bile bilmeyen cahil varlıklarsınız. 
          Kendinizi "doğru yol adı altında " kandırıyorsunuz. 
          Kendinize yeni dinler uydurup dikkat çekiyorsunuz .
          Hristiyansan incili doğru okumuyorsun .
          Yahudiysen Tevratı doğru okumuyorsun ...
          Sizcede artık yaratıcınıza inanma vakti gelmedi mi ? 
          Rabb'in senin için tek gerçektir .
          

AseNa3308

15 yaşındaki bir velet olduğuna eminim. Ve bu yazdıklarını  anca 5-10  yaşındaki veletler inanabilir bi nedense her kendi inancınızı kanıtlamaya çalıştığınızda bizim dinimizi ortaya atıyorsunuz anlamıyorum? Bu çok gülünç kendi dininizi bizim dinimizle kıyaslamak hani... tamam olabilir dinime inanmaya bilirsin bende senin dinine İNANMIYORUM ama saygı duyun bari hani. Şuan eğlenmek amaçlı yazıyorum çünkü kendi dininizi komik hale getiren sizlersiniz!

sevgibirkalpte

Çekim Gücü ve Yörünsel Hareketler
          
          Artık hayır; yemin ederim sinip dönen (gezegen)lere, bir akış içinde yerini alanlara; (Tekvir Suresi, 15-16)
          
          Tekvir Suresi'nin 15. ayetinde geçen "hunnes" kelimesi, büzülüp sinen, gerileyen, geri dönen gibi anlamlara gelmektedir. 16. ayette "yerini alanlara" olarak çevrilmiş Arapça deyim ise "kunnes"tir. "Kanis" kelimesinin çoğulu olan "kunnes" ifadesi, belli güzergah, yuvaya girme, hareket halindeki cismin yuvası, yuvasına girip saklananlar anlamlarına gelir. Yine 16. ayette geçen "akış" kelimesi ise cereyan kökünden türeyen ve akıp giden anlamına gelen "cariye" kelimesinin çoğulu "cevar"dır. Bu kelimelerin anlamları dikkate alındığında, gezegenlerin çekim güçleri ve yörünge etrafındaki hareketlerine işaret edildiği düşünülebilir.
          
          Yukarıdaki ayetlerde geçen bu kelimeler, çekim kuvvetlerinden kaynaklanan yörüngesel hareketleri tam olarak tarif etmektedir. Bunlardan "hunnes" kelimesi ile, gezegenlerin gerek kendi çekirdeklerine doğru, gerekse Güneş Sistemi'nin merkezi olan Güneş'e doğru çekimlerine dikkat çekilmektedir. (Doğrusunu Allah bilir.) Çekim gücü evrende zaten var olan bir kuvvettir, ancak bu çekim gücünün matematiksel formüllerle ortaya konması, 17-18. yüzyıllarda yaşamış olan Isaac Newton tarafından mümkün olmuştur. Bir sonraki ayette geçen "elcevari" kelimesi de bu çekime karşı koyan merkezkaç kuvvetinden kaynaklanan yörüngesel hareketleri vurgulamaktadır. Kuşkusuz akıp gidenler anlamına gelen "elcevari" kelimesinin "hunnes" (merkeze doğru çekilme, büzülme, sinme) ve "kunnes" (güzergah, yuvaya girme, hareket halindeki cismin yuvası) kelimeleri ile kullanılması, 1400 sene evvel bilinmesi mümkün olmayan önemli bir bilimsel gerçeğe dikkat çekmektedir. (Doğrusunu Allah bilir.) Ayrıca Kuran'da yemin edilen konulardan biri olan bu ayetler, konunun önemine dikkat çeken bir başka işarettir.
          
          

sevgibirkalpte

Ayin Yörüngesi
          
          Ay'a gelince, Biz onun için de birtakım uğrak yerleri takdir ettik; sonunda o, eski bir hurma dalı gibi döndü (döner). Ne Güneş'in Ay'a erişip-yetişmesi gerekir, ne de gecenin gündüzün önüne geçmesi. Her biri bir yörüngede yüzüp gitmektedir (Yasin Suresi, 39-40 )
          
          Ay'ın yörüngesi diğer gezegenlerin uyduları gibi düzgün bir yörüngede ilerlemez. Ay, yörüngesinde seyrederken Dünya'nın bazen önüne bazen arkasına geçer. Aynı zamanda Dünya'yla birlikte Güneş'in etrafında da döndüğünden, uzayda sürekli "S" harfi benzeri bir yörünge çizer. Ay'ın uzaydaki bu yörüngesinin şekli, Kuran'da "eski bir hurma dalı gibi döndü (döner)" ifadesiyle tarif edildiği gibi, kurumuş hurma ağacı dalının eğriliğine oldukça benzemektedir. Nitekim ayette geçen "urcun" kelimesinin anlamı, kuruyup incelmiş, bükülmüş hurma dalıdır ve hurma ağacının meyveleri toplandıktan sonra, salkımdan geriye kalan kısmı ifade etmek için kullanılır. Ayrıca bu salkım dalının "eski" ifadesiyle tasvir edilmesi de son derece hikmetlidir, çünkü hurma dalının eskisi daha ince ve daha eğridir.
          
          Kuşkusuz ki 1400 sene evvel Ay'ın yörüngesi hakkında bilgi sahibi olmak mümkün değildi. Günümüz teknolojisi ve bilgi birikimi ile tespit edilebilen bu şeklin, Kuran'da böylesine kusursuz bir benzetme ile bildirilmesi, Kuran'ın bir başka bilimsel mucizesidir.
          
          

sevgibirkalpte

Güneşin Gidiş İstikameti
          
          Kuran'da Güneş ve Ay'dan bahsedilirken her birinin belli bir yörüngesinin olduğu vurgulanır:
          
          Geceyi, gündüzü, Güneş'i ve Ay'ı yaratan O'dur; her biri bir yörüngede yüzüp gidiyor. (Enbiya Suresi, 33)
          
          Yukarıdaki ayette geçen "yüzme" kelimesi Arapçada "sabaha" olarak ifade edilir ve Güneş'in uzaydaki hareketini anlatmak üzere kullanılmaktadır. Bu kelime Güneş'in uzayda hareket ederken kontrolsüz olmadığı, ekseni üzerinde döndüğü ve dönerken bir rota izlediği manasındadır. Güneş'in sabit olmadığı belli bir yörüngede yol almakta olduğu, bir başka ayette de şöyle bildirilmektedir:
          
          Güneş de, kendisi için (tespit edilmiş) olan bir karar yerine doğru akıp gitmektedir. Bu üstün ve güçlü olan, bilenin takdiridir. (Yasin Suresi, 38)
          
          Kuran'da bildirilen bu gerçekler, ancak çağımızdaki astronomik gözlemlerle anlaşılmıştır. Astronomi uzmanlarının hesaplarına göre Güneş, Solar Apex adı verilen bir yörünge boyunca Vega Yıldızı doğrultusunda saatte 720.000 km'lik muazzam bir hızla hareket etmektedir. Bu, kabaca bir hesapla, Güneş'in günde 17 milyon 280 bin km yol katettiğini gösterir. Güneş'le birlikte onun çekim sistemi içindeki tüm gezegenler ve uyduları da aynı mesafeyi katederler.
          
          

sevgibirkalpte

Güneş, Ay ve Yildizlarin Yapilarindaki Farklilik
          
          Sizin üstünüze sapasağlam yedi-gök bina ettik. Parıldadıkça parıldayan bir kandil (Güneş) kıldık. (Nebe Suresi, 12-13)
          
          Bilindiği gibi Güneş, Güneş Sistemi'ndeki tek ışık kaynağıdır. Teknolojik imkanların gelişmesiyle birlikte, astronomlar Ay'ın bir ışık kaynağı olmadığını, sadece Güneş'ten gelen ışığı yansıttığını keşfetmişlerdir. Yukarıdaki ayette geçen "kandil" ifadesi de, Arapçada ısı ve ışık kaynağı olan Güneş'i en mükemmel şekilde tarif eden "sirac" kelimesidir.
          
          Allah Kuran'da Ay, Güneş ve yıldızlar gibi gök cisimlerinden bahsederken farklı kelimeler kullanmaktadır. Bunlardan Güneş ve Ay'ın yapıları arasındaki farklılık Kuran'da şöyle ifade edilmiştir:
          
          Ve Ay'ı bunlar içinde bir nur kılmış, Güneş'i de (aydınlatıcı ve yakıcı) bir kandil yapmıştır. (Nuh Suresi, 16)
          
          Yukarıdaki ayette Ay için ışık (Arapça "nur"), Güneş için kandil (Arapça "sirac") kelimeleri kullanılmıştır. Bu kelimelerden Ay için kullanılan, ışığı yansıtan, parlak, hareketsiz bir kitleyi ifade eder. Güneş için kullanılan kelime ise, sürekli yanma halinde olan, ısı ve ışık kaynağı, gökteki bir oluşum anlamına gelmektedir. 
          
          Diğer taraftan "yıldız" kelimesi Arapçada "beliren, ortaya çıkan, görünen" anlamlarına gelen "neceme" kökünden türemiştir. Ayrıca yıldız aşağıdaki ayetteki gibi, ışığıyla karanlıkları delen, parıldayan, kendi kendini tüketen ve yanan anlamlarına işaret eden "sakib" kelimesiyle de nitelendirilmiştir:
          
          (Karanlığı) Delen yıldızdır. (Tarık Suresi, 3)
          
          Günümüzde Ay'ın kendi ışığını yaymadığı, Güneş'ten gelen ışığı yansıttığı bilinmektedir. Güneş ve yıldızların ise kendi ışıklarını yaydıklarını biliyoruz. Kuran'da bu gerçekler insanların gök cisimleri ile ilgili bilgilerin çok kısıtlı olduğu bir dönemde yani bundan 14 asır evvel bildirilmiştir.
          
          

sevgibirkalpte

Göklerle Yer"in Birbirinden Ayrilmasi
          
          Kuran'da göklerin yaratılışı hakkında bilgi verilen bir başka ayet ise şöyledir:
          
          O inkar edenler görmüyorlar mı ki, (başlangıçta) göklerle yer, birbiriyle bitişik iken, Biz onları ayırdık ve her canlı şeyi sudan yarattık. Yine de onlar inanmayacaklar mı? (Enbiya Suresi, 30)
          
          Ayetin "birbiriyle bitişik" olarak tercüme edilen "ratk" kelimesi, Arapça sözlüklerde "birbiriyle iç içe, ayrılmaz durumda, kaynaşmış" anlamlarına gelir. Yani tam bir bütün oluşturan iki maddeyi tanımlamak için bu kelime kullanılır. Ayette geçen "ayırdık" ifadesi ise Arapça "fatk" fiilidir ki, bu fiil bitişik durumdaki bir nesneyi yarıp, parçalayıp dışarı çıkması anlamına gelir. Örneğin tohumun filizlenerek topraktan dışarı çıkması Arapçada bu fiille ifade edilir.
          
          Şimdi ayete tekrar bakalım. Ayette göklerle yerin birbiriyle bitişik, yani "ratk" durumunda olduğu bir durumdan bahsediliyor. Ardından bu ikisi "fatk" fiili ile ayrılıyorlar. Yani biri diğerini yararak dışarı çıkıyor. Gerçekten de Big Bang'in ilk anını düşündüğümüzde, evrenin tüm maddesinin tek bir noktada toplandığını görürüz. Diğer bir deyişle herşey, hatta henüz yaratılmamış olan "gökler ve yer" bile bu noktanın içinde, birbiriyle iç içe, ayrılmaz durumdadırlar. Ardından bu nokta şiddetli bir patlamayla yarılıp ayrılmaktadır.
          
          

sevgibirkalpte

"Bilim Günümüzde Kuranı destekleyen bir çok çalışma ile bizlere sunum yapmakta şuan.
          Buna sadece bir örnek.devamını atacağım.
          
          "Sicak Dumandan Yaratiliş"
          
           Bugün bilim adamları yıldızların dumandan -sıcak bir gaz bulutundan- oluşumunu gözlemleyebilmektedirler . Sıcak gaz kütlesinden oluşum , aynı zamanda evrenin yaratılışı için de geçerlidir . Kuran'da da evrenin yaratılışı , bu bilimsel bulguları tasdik edecek şekilde tarif edilmiştir : Orda ( yerde ) onun üstünde sarsılmaz dağlar var etti , onda bereketler yarattı ve isteyip - arayanlar için eşit olmak üzere ordaki rızıkları dört günde takdir etti . Sonra , duman halinde olan göğe yöneldi ; böylece ona ve yere dedi ki : " İsteyerek veya istemeyerek gelin . " İkisi de : " İsteyerek ( İtaat ederek ) geldik " dediler . ( Fussilet Suresi , 10-11 )
          
          Yukarıdaki ayette " gök " olarak çevrilen " sema " kelimesi ile tüm evren kastedilmektedir . Ayette " duman " olarak çevrilen " duhanun " kelimesi de , bugün bilim adamlarının kabul ettiği , evrenin şekillenmesinden önceki maddeyi , evrenin yaratılışındaki söz konusu kozmik ve sıcak bir dumanı tarif etmektedir . Katı maddelere bağlı uçan parçacıklar içeren , sıcak gaz halinde bir kütle olan bu duman şekli , ayette geçen kelimeyle tam olarak tarif edilmektedir . Görüldüğü gibi Kuran'da evrenin bu aşamadaki görünümünü tarif eden en uygun kelime kullanılmıştır . Bilim adamları ise evrenin , duman halindeki sıcak bir gaz kütlesinden oluştuğunu 20. yüzyılda keşfetmişlerdir.5 Ayrıca " Sonra duman halinde bulunan göğe yöneldi . " ifadesindeki " sonra " olarak çevrilen " sümme " kelimesinin " bunun üzerine , bundan başka , ayrıca , üstelik , yine , bir daha " gibi diğer anlamları bulunmaktadır . Burada da " sümme " kelimesi " bir zaman ifadesi olarak değil , ek açıklama olarak kullanılmaktadır.6 Evrenin yaratılışı ile ilgili böyle bir bilginin Kuran'da bildirilmiş olması , kuşkusuz Kuran'ın bilimsel alandaki bir mucizesidir .