_pembeleopar1
- Reads 650
- Votes 308
- Parts 30
"Hiçbir koyu rengi karıştırma siyahla, Lâl. Bazı şeyler karardığında geri dönüşü olmaz."
Renkler Lâl için sadece birer boya değil, dünyadaki tek kontrol alanıydı. Tutku kırmızıydı, sessizlik gece mavisi, tekinsiz bir bekleyiş ise hardal sarısı... Ama siyah bir renk değildi; siyah, çocukluğunun o tek bir gecesinde tüm ailesini yutan, hatırlamak istemediği mutlak bir karanlıktı. Bu yüzden Lâl'in paletinde siyaha asla yer yoktu.
Ta ki bir gece atölyesine, üzeri katran gibi taze siyah boyayla kapatılmış eski bir çocukluk fotoğrafı ve tekinsiz bir not gelene kadar.
Pastan kalma sırların ve kanlı bir geçmişin ortasında Lâl'in karşısına tek bir adam çıkar: Aruz Alça.
İstanbul'un yeraltı dünyasında adı fısıltıyla anılan Alça ailesinin dondurucu, tekinsiz ve acımasız varisi... Aruz, Lâl'in koruyucusu ya da kahramanı değildir. O, Lâl'in zihninin derinliklerine kilitlediği o kayıp dosyaya ulaşmak isteyen bir canavardır. Ve o canavar, Lâl'i karanlığın ortasında bir kalkan olarak kullanmaktan çekinmeyecektir.
Aruz ve abisi Erim arasındaki kanlı iktidar savaşı büyürken, gölgelerin arkasından ipleri çeken, kimliği belirsiz Siyah adlı gizemli güç herkesi piyonu yapmaya kararlıdır.
Lâl, geçmişinin üzerindeki o katran karası boyayı kazımak zorundadır. Ancak zihnindeki kapılar aralandıkça öğreneceği tek bir gerçek vardır:
Canavarın inine giren kralın kızı için kaçış yoktur. Ve bazı yangınlar, söndürülmek için değil, her şeyi küle çevirmek için başlatılır.