idilisik
İris, on sekiz yaşında bir lise öğrencisiydi.
En azından bizim dünyamızda.
Çünkü onun ait olduğu yerde, ders kitaplarının ve sınavların arasında sıkışmış bir genç kız değil; bir krallığın kaderini taşıyan, büyü yapabilen ve kendi ayına bile anlam yüklemiş bir hükümdardı.
İki dünya. İki hayat. Ve kimsenin bilmemesi gereken bir sır.
İris'in hayatındaki en büyük sır ise ne krallığıydı ne de sahip olduğu güç.
Kucağında uyuyan küçük kızdı.
Elfin...
İris onu doğurmamıştı. Ama ruhundan bir parçasını söküp aldıklarında, etini biçtiklerinde ve ona kollarında taşıyacağı küçücük bir hayat verdiklerinde Elfin'i kendi çocuğu olarak kabul etmişti.
Çünkü bazı bağlar kanla kurulmazdı.
Bazı çocuklar dünyaya getirilmez, insanın içindeki en derin acılardan doğardı.
İris bir yandan Ankara'da lise öğrencisi olarak yaşamaya, diğer yandan başka bir evrende krallığını yönetmeye çalışırken iki dünyanın arasındaki sınırlar giderek incelmeye başlayacaktır.
Ve belki de asıl tehlike, iki evrenin birbirini keşfetmesi değildir.
Asıl tehlike, İris'in yıllardır sakladığı sırrın artık büyüyor olmasıdır.
Çünkü bazı sırlar saklandıkça küçülmez.
Büyür.
Gözyaşlarıyla beslenir.
Ve günü geldiğinde, bütün bir krallığın kaderini değiştirebilir.