Asterleyl
Telefonu elime alıp numarayı girdikten sonra Ercü Amca'ya baktım.
"Ne yazacağım?"
Sormamı bekliyormuş gibi öne atıldı ve "Pezevenk tohumu yaz," dedi hemen. Ağzım kararsızca açılıp kapanırken "Bu, biraz ağır değil mi?" diye sordum.
"Numaramı mahkemeye verip beni dava edebilir."
"Burada hakaret ettiğin kişi o değil, benim. Sonuçta o, benim tohumum ve seni dava etmeyeceğime söz veriyorum Dora. Dediğimi yap."
"Parmaklarını falan kıvırmadığına emin misin?" dedim kuşkuyla.
"Bunu yaptıysan yeminin geçersiz sayılır."
Her zamanki gevrek, neşe dolu kahkahasını attı. "Ben bir kötürümüm evlat," diye hatırlattığında omuzlarımı düşürdüm. Haklıydı, istese bile bana kusursuz bir yemin veremezdi. Alt dudağımı kemirerek istediği şeyleri yazdım.
"Eklemek istediğin başka bir şey var mı?"
"Vicdansız hergele, hayırsız evlat, soysuz piç-"
"Bu doğrudan şahsına hakaret," diyerek onu uyardım.
"Onun soyu da benim ve seni dava etmeyeceğimi söyledim. Elini korkak alıştırma Dora, hadi yaz ona. Bu yaşlı adamın intikamını al."
"Ehm tamam," dedim pes ederek ve bildiğim en vurgulu hakaretleri düşündüm.
"Mankafa, ahlak yoksunu, kibir yuvası, kokuşmuş surat, sen işe yaramaz yırtık bir galoşsun ve tek vasfın insanların bileğine takılıp onları rahatsız etmek."
Yazdıklarımı yüksek sesle okuduğumda Ercüment Amca neşeyle güldü.
"Galoş oldukça yaratıcı, bunu sevdim. Hemen gönder."
"Bunlar doğrudan hakaretler. Kesinlikle beni dava edecek."
"Bunu yapamaz," dedi kendinden emin bir tavırla.
"Yapacak olursa karşısında dedesini bulur."
"Teşekkür ederim ama bu, beni hiç rahatlatmadı. Hatırlatırım seni bir bakım evinin kapısında buldum. Hem de aidatını ödemediğin için sokağa atılmıştın."