noaz55
Beş yüz yıl...
Alaric için zaman, İskoçya'nın o bitmek bilmeyen sisi gibi donmuştu. Bir Alfa olarak tahta çıktığı gün kulağına fısıldanan o kehanet, hem tek umudu hem de en büyük prangasıydı. Ruh eşini bulacaktı; ama o kadın ya onun kurtuluşu olacaktı ya da sonu...
Beş asır boyunca her dolunayda o kokuyu bekledi. Ve sonra, kalenin tozlu koridorlarında bir fırtına koptu.
Aylin, hayatının en büyük ihanetini bir İskoç kalesinin tuvaletinde, en yakınım dediği insanların yüzünde gördü. Kalbi kırık, öfkesi ise dünyayı yakacak kadardı. Kaçmak isterken çarptığı o sert göğüs ve duyduğu o derin fısıltı; her şeyin sadece bir "turistik gezi" olmadığını ona çok sert bir şekilde öğretecekti: "Can özüm... Ağlama."
Kehanet uyanıyor. 500 yıllık bir canavarın pençeleri, canı yanmış bir kadının kaderiyle birleşiyor.
Aylin, sırtındaki o gizemli mühürle sadece bir kurban mı, yoksa Alaric'in bile diz çökeceği o büyük gücün ta kendisi mi? İhanetin küllerinden doğan bu bağda, bedel ödeme sırası şimdi kimde?
"Sırtındaki o mühür senin kaderin, benimse kıyametim. Ama emin ol; seni ağlatan herkes, bu gece o dökülen her damla yaşın hesabını kanıyla verecek."