Esranrkurt
- Reads 20,967
- Votes 1,601
- Parts 42
Bir canavarın dikkatini çektim.
Ama canavar dediğin şey her zaman diş göstermez.
Bazen güzel konuşur, ceketini düzeltir, sandalyeni çeker.
Büyükannem beni onun hakkında uyarmıştı.
Dinlemedim.
İşaretleri gördüm.
Ama görmezden geldim.
Görmek istemedim.
Çünkü Dante Vitale korkutucu değildi.
O, insanların bakmaktan kaçamadığı türden bir karanlıktı. Çekiciydi.
İnsanları yakmadan ısıtan bir ateş gibi duruyordu.
Ta ki içine girene kadar.
Dante Vitale; soğukkanlı, hesapçı, incelikle cilalanmış bir vahşet.
Beni kandırdı.
Peri masalına inanmama izin verdi.
Prensin o olduğuna kendimi ikna etmeme göz yumdu.
Oysa prens, canavarın insanlara gösterdiği hâliydi.
Canavar ise prensin kapılar kapandığında kalan kısmı.
Fark ettiğimde çok geçti.
Her iki yüzüyle de, çoktan avuçlarının içindeydim.
Onu seçtiğimi sandım.
Aslında seçilenin ben olduğunu fark etmeden.
Şimdi kaçıyorum.
Ama canavarlardan kaçamazsın
Onlar kaçmanı bir reddediş olarak algılamaz. Bir davet olarak görür. Ve onlar için bu, oyunun nihayet ciddileştiği andır.
Düşmanının zaafı senin de zaafın haline gelseydi yine de ona zarar verebilir miydin?
.
.
.
"Peki," dedi, kadehini alıp hafifçe kaldırarak. "O zaman sıradan bir akşam yemeğine... ve sıradan bir adamla paylaşılan sıradışı bir ana."
Dante'nin dudaklarının köşesi kıvrıldı. "Kime sıradan dediğine dikkat et, Irina," dedi, şampanya kadehini onunkiyle çarpıştırırken. "Bazı sıradan adamlar, hayatını değiştirebilir."