feride_demir
Bazı evler, içine giren güneşi bile yutar. Şehrin en izbe sokağındaki o yıkık dökük gecekonduda yaşayan Amine için hayat, tekstil atölyesinin paslı makineleriyle evinin beton duvarları arasında sıkışmış bir kâbustan ibarettir. Dışarıda dünya akıp giderken, o, omzundaki ağır yükle ve solgun bir ışık gibi tutunduğu küçük kardeşi Leyla ile birlikte, görünmez bir hapishanede nefes almaya çalışır.
Amine, gençliğini bir tekstil atölyesinin iplik tozları arasına gömmüş, hayallerini ise her gün daha da koyulaşan bir karanlıkta kaybetmiştir. Onun tek pusulası, kardeşinin masumiyeti ve kalbinde her geçen gün büyüyen, patlamaya hazır o vahşi dirençtir. Ancak bir evin çatısı kendi üzerine çökmeye başladığında, insanın sığınacak bir kalesi kalmaz.
Kül Tufanı, çaresizliğin içindeki o sarsılmaz kardeşlik bağını, sistemin ve sefaletin ezip geçtiği ruhların nasıl birer cellada dönüştüğünü anlatan, soluk soluğa bir dramdır.
Acı bir tesadüfle başlayan bir gece, ne kadar ileri gidilebilir?
Bir abla, dünyadaki her şeyini kaybettiğinde geriye ne kalır?
Bu sadece bir yıkılışın değil, aynı zamanda en dipteki insanın, kendi adaletini aramak için karanlığı nasıl avucuna aldığının hikayesidir.
Kırık aynalar, is tutmuş bir geçmiş ve kanla mühürlenen bir gelecek... Sen ne kadar uzağa kaçarsan kaç, kendi gölgenden asla kurtulamazsın.