''Ama ben gördüm Kırmızı. Boynunda bir kırmızı ip gördüm, dünya ağlıyordu, ben sana saçlarımdan elbise ördüm. Kırmızı, Kırmızı'm, sana şimdi sadece, Kırmızı demeliyim.''
Park Chanyeol, zehirli bir yılandı. Her an kanınıza karışabilirdi.
Byun Baekhyun ise pençelerini arkasında saklayan naif bir aslandı.
Kim Jongin, yeşil ve grinin uyumuydu. Gözleri donmuş bir orman gibiydi.
Oh Sehun ise gün batımı gibi sarıydı. Soğumaya başlayan ama parlak.
Nerden geldiğimi unutmuştum belki, kimlerden olduğumu, kim olduğumu; yolumu, yolculuğumu ama ait olduğum derin bakışları unutmam imkansızdı.
Yıllar önce yolları bir korsan saldırısıyla ayrılan Jongin ve Sehun yine aynı sebeple, ama farklı taraflarda bir araya gelirse..
Prens Kai dul kalmasının ardından hayatının sadece klanına olan sorumluluklarından ibaret olduğunun farkındaydı. Ama bir gece ahırda tanıştığı günah kadar siyah gözleri olan bir adam, her şeyi değiştirdi.
Ortak hiçbir noktaları yoktu. Birlikte gelecekleri yoktu. Ama yine de birbirlerinden uzak duramıyorlardı.
Prens Sorumlu ile başka bir gezegenden gelen gizemli ve tehlikeli Sehun Di'Lehr arasındaki peri masalının sonu ne olacaktı?
PS: Bu kitap Uzaylı Prensler Serisi'in 3. kitabıdır. Bu yüzden kitap içerisinde anlatılanları daha iyi anlayabilmek için ilk kitaptan itibaren okumanızı öneririm.^^
Jongin'e miras kalan köşk uzun süredir boştu ama asla sessiz değildi.
Gölge mi hayal mi belli olmayan siluetler,
duvarlar arasında dolaşan fısıltılar
ve durduk yere teninize dokunan soğukluk..
Tepedeki Ev'in kapıları yıllar sonra tekrardan aralandığında orada yaşayanlar bundan memnun olmamıştı.
[Korku unsurları bulundurur.]