Yulaayzeren
Omuzlarım , küskün bir çocuğun küçük omuzları gibi eğildiğinde acımasız , alaylı bir gülüş belirdi dudaklarımda .
Yaşadığım her şeyin saçmalığına güldüm. Onca şeyin ardından tekrar düştüğüm hatalara güldüm.
En çok da ruhumu farkında olmadan dikenden yapılmış bu acımasız kafese kapatmış olmama güldüm.
Kafesten kurtulmak için uğraştıkça dikenlere batıp kanayan Kanatlarımın hüzünlü yakarışlarına güldüm.
Gülünce geçer sandım, geçmedi.
Hafifler sandım , hafiflemedi. Geçmeyen acıların ağırlığını kalbimden atmak için derin bir nefes çekip siyah gözlerimi uçurum kenarından alıp ihtişamlı geceye çevirdim .
Gece öyle güzeldi ki , acılarımı öyle güzel saklıyordu ki..
O an hayatta tek sırdaşımın o olacağını hissettiriyordu bana. Ben onunla acılarımı paylaşıyordum o da benimle gözlerime rengini veren o dipsiz karanlığını...
Bir kere daha küllerimden doğdum o uçurum kenarında.
Bir kere daha ölümün pençesinden inatla çekip aldım ruhumu.
Gülce kanunları derdi ki hayat yıkıldığın yerden kalkma ihtimalin olduğu sürece seninle olmaya devam edecek.
Beni seven insanları, değer verdiğim hayallerimi, Umut olduğum onlarca insanı bırakıp gidemezdim.
Savaşsa savaştı.
Değişen tek şey savaşan taraflar ve savaşın acımasızlığının derecesiydi.
Bu saatten sonra kırıldığım kadar kıracak, yıkıldığım kadar yıkacak ve mahvolduğum kadar mahvedecektim.
Yaptıklarının yanında onun hayatına parmak ucuyla bile dokunamayan, aldığı yaranın altında ezilen birisi olmayacaktım. Boyun eğmek doğamda yoktu..